yükseköğretimuluslararasılaşmaüniversiteYÖKuluslararası öğrenciyabancı öğrenciyugevdarulfunun
DOLAR
18,6246
EURO
18,5796
ALTIN
1.029,73
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
19°C
Ankara
19°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Yağmurlu
16°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

Bolu Belediye Başkanından Yabancılar Hakkında Kritik Söylemler

Bolu Belediye Başkanından Yabancılar Hakkında Kritik Söylemler

Cumhuriyet Halk Partisi’nden Belediye Başkanı olarak seçilen Tanju Özkan, seçim öncesi vermiş olduğu demeçlerinde Suriye uyruklu yabancıları temel almak üzere yabancı uyruklu kişilere belediye bütçesinden yapılan yardımları kesme, iş yeri açmak isteyen Suriyeli yabancılara izin vermeme gibi söylemlerde bulunmuştu. Başkan olmasına müteakiben vermiş olduğu demeçleri hayata geçirmeye başlayan Tanju Özcan, Suriyeli vatandaşlarımızın ülkemizde yer almasından yerleşik olarak gerek başkanı olduğu Bolu içerisinde gerekse de Türkiye’de Suriyeli vatandaşların olmasını istemediğini defaat ile belirtmeye devam etmiş ve bunun hasebinde bir takım faaliyetleri hayata geçirerek kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Peki, Özcan’ın gerek toplum genelinde gerekse de kamuoyunda bu denli olumlu ve olumsuz tepki toplamasını sağlayan sözleri neydi?

Başkan Özcan seçim öncesinde “Ben başkan olduğum zaman Suriyelilere belediye bütçesinden yapılan yardımları kesecek, bir kuruş dahi yardım yapmayacağım. Hiçbir Suriyeliye ’de işyeri açma ruhsatı vermeyeceğim.” Şeklinde söylemlerde bulunmuştu. Bu söylemlerinin devamında başkan seçilmesine müteakip olarak dile getirmiş olduklarının arkasında durduğunu belirtmiş ve beraberinde İl Meclisi başta olmak üzere, kendi yetki ve görevini kullanarak dile getirmiş olduğu hususlar üzerinde faaliyete geçmiştir.

“Yardımı kesiyorsun gitmiyorlar. ‘İş yeri ruhsatı vermiyorum’ diyorsun gitmiyorlar. Biz yeni önlemler almaya karar verdik. Yabancı uyruklu kim varsa abonemiz olan, su fiyatlarına, katı atık ücretleri başta olmak üzere bazı ücretlerde 10 kat zam yapacağız. Türk vatandaşıyla yabancı uyruklu vatandaş aynı fiyattan suyu kullanamayacak.” Şeklinde söyleminden sonrasında kendisine Cumhuriyet Başsavcılığı “görevi kötüye kullanma” ile “nefret ve ayrımcılık” suçlarından soruşturma başlattı. Vermiş olduğu ifadelerden pişman olmadığı açık yüreklilikle dile getiren Özcan, İl meclisine sunmuş olduğu ‘Yabancı uyrukluların faydalanmış olduğu belediye hizmetlerine zam yapılması yönündeki yönerge’ CHP ve İYİ Parti meclis üyelerince kabul edilmiş olup komisyona gönderildi.

Özcan yapmış olduğu bu açıklamalar ile dikkatleri üzerine çekerken dile getirmiş olduğu yabancı karşıtı söylemlerini ‘Birçok ülke sunmuş olduğu hizmetler için kendi vatandaşlarından ücret talep etmiyorken yabancılardan yüksek miktarlarda ücret talep ediyor’ sözleriyle desteklemiş ve akabininde yabancı vatandaşlarımıza yönelik şu söylemlerde bulunmuştur: “Ben sizi Bolu’ya davet etmedim. Devlet de sizi Bolu’ya zorla göndermedi. Kendi iradenizle Bolu’ya geldiniz. Nasıl Bodrum’da pahalı beache gidip 1 liralık suyu 10 liraya içmek bir tercihse Bolu’da kalmakta bir tercihtir. Kalırsanız bu tür uygulamaların muhatabı olursunuz. Yani özetle eşit vatandaş, bu ülkenin asli unsurları olan Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar gibi ataları bu vatan için şehit düşmüş olanların çocukları ve torunlarıdır. Bu konuyu gündeme getirmenin asil sebebinde konunun tartışıp bir devlet meselesi oluşturulmasıdır.”

YAZI ARASI REKLAM ALANI

Ahlak ve Hoşgörünün Vatanı: Osmanlı ve Milletimiz

Ebetteki Özcan’ın gerek söylemlerinin gerekse de söylemlerinin neticesindeki eylemlerinin ne denli doğru veyahut yanlış olduğuna dair bir beyanda bulunmayacak, aksine durumun sosyo-iktisadi ve uluslararası eğitim yönündeki etkilerine inceleyecek, tarihi değer yargılarımız dâhilinde bahse tabi tutmuş olduğumuz konuya dair fikirlerimizi dile getireceğiz.

Yüzyıllar boyunca tarihin her raddesinde ezilen milletlerin yardımına koşmuş gerek Kafkaslarda gerek Bosna’da gerekse Orta Doğu’da olmak üzere dünyanın her bir coğrafyasında ezilen halkların umudu, yardıma muhtaç kişilerin yoldaşı olan milletimiz; bu özverisi ve insaniyet sevgisi ile gönüllerde nice seneler yer edinmiş; ‘Beklenen’ ismini almıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘Hoşgörü’ politikası ile asırlarca hüküm sürmüş olduğu dünya topraklarında, insana insan olduğu için değer verip, ayrımcılık gözetmeksizin yaklaşılması, mazlumların yardımına koşulması ve beraberinde tüm bunların İslam ışığında hayata geçirildiği günlerden, ‘İnsana insan olarak değer vermek’ tabirini unuttuğumuz günlere gelmemiş olmayı dilerdim. Peki Osmanlı İmparatorluğunu asırlar boyunca ayakta tutan bu hoşgörü ve anlayış politikasının temelleri nedir?

Türklerin devlet yönetim ve idare algılarının temelinde hoşgörü yatmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere Türk yönetimlerinin sınırları içerisinde, İnanç açısından Müslümanlara olduğu kadar Gayrimüslimlere de aynı derecede merhamet ve hoş görü ile yaklaşılmıştır. Bünyesinde yaşamakta olduğumuz toprakların, Anadolu’nun fethinden evvelki devrinde Doğu Anadolu coğrafyamızda yaşayan Gregoryan mezhebini benimsemiş olan Ermeniler, Süryaniler, Bizans yönetimi tarafından Ortodoks mezhebini benimsemelerine yönelik çeşitli baskılara maruz bırakılmışlar, karşı çıkanların dirlikleri ellerinden alınaraktan Orta Anadolu şeklinde tasvir ettiğimiz coğrafyamıza göçe zorlanmışlardır.

Anadolu’yu hâkimiyeti altına alan Türkler ilk iş olarak Ermeniler başta olmak üzere, Süryani, Ortodoks ve dahasında ki farklı inanış ve mezheplere dâhil olan kişileri, güruhları bir çatı altında birleştirip, tüm ülke bireylerine hoş görü ile yaklaşıp, birlik sağlamaya çalışmışlardır. İslamiyet’in temelinde yatan hoşgörü ve anlayış kavramlarının mahiyetini anlayıp adeta bu kavramlara uygun bir şekilde kilometrelerce alana sahip coğrafyalarda hüküm sürmüş olan atalarımız, hükmettikleri topraklarda bir nevi tabiri caizse Kur’an-ı Kerim’in ‘Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız’ emrini ülke yönetiminin mihenk taşı olarak belirlemişlerdir. Zorlaştırmaktan ziyade farklılıkları benimseyen, yıkıcı olmak yerine eşitlik dâhilinde yapıcı olup, gönülleri kazanmaya yönelik bir siyaset izleyen atalarımız farklılıklardan da bir bütün oluşturulup güzellikler meydana getirilebileceğine en güzel kanıtı sunmuştur.

Tüm bunların hasebinde Ermeni ve Sünni kaynaklarında Bizans yönetiminin kendileri üzerindeki gerek dini gerek mali gerekse de sosyal konum açısından uygulamış oldukları yıldırma siyasetini, baskıcı tutumunu ele alırken Selçuklu ve Osmanlıların ise hoşgörü ve anlayışı benimsediklerini, ayrımcılığa yer vermediklerini ve baskıdan uzak insana insan olduğu için değer verildiği bir sistemi benimsediklerini yazmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yaşayan farklı dil, din ve ırklara mensup kişilerin hiçbir zaman dilini, dinini ve kendi değerlerini terk etmesi istenmediğinden; aksine farklı inanç ve etnik kökenlere sahip kişi/toplumlara kendi inanç ve kültürlerini sürdürebilmeleri için olanak sağlaması İmparatorluğun bunca asır ayakta durmasını ve gönüllerde yer edinmesini sağlamıştır.

Günümüzde Orta Avrupa olarak tasvir etmekte olduğumuz coğrafyaya kadar Orta Doğu ve Kafkas bölgelerinde Osmanlı sonrasında kendi bütünlüğünü sağlamak için çeşitli faaliyet ve uğraşlarda bulunmuş ülkelerin sayısı Osmanlı İmparatorluğu’nun hoş görü ve anlayış ile ne denli bütünleştirici bir yapı kurduğunu da bizlere göstermektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörü ve farklılıkları benimseyici bir ahval içerisinde yürütmüş olduğu yönetim biçimi pek tabiidir ki gerek ülke yönetiminde gerekse de ülke ticaretinde, sosyopolitik anlamda önemli kişilerin de yetişmesine, İmparatorluğa siyasi, iktisadi ve küresel politika bağlamlarında katkıda bulunmasına sebebiyet vermiştir.

Matbaa İstanbul’un fethinden 15 sene evvelinde kullanılmaya başlanmış, böylelikle Hristiyan, Musevi ve Yahudilerin kendilerine haiz kitaplarını çoğaltabileceği bir ortam mevcut bulunmaktaydı. Bunların hasebinde İlk Yerli Matbaayı din değiştirerek Müslüman olan İbrahim Müteferrika kurmuştur. Kendisi Müslüman olmadan önce protestan mezhebine dahildi ve ayriteyen Müteferrika Macar kökenliydi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun patlayıcı silahlar ile alakalı bölümü olarak bilinen ‘Humbaracılar’sınıfının modernleştirilmesi görevi Fransız Kontu olan Humbaracı Osman Ahmet Paşaya verilmiştir. Üsküdar’da mühendislik okulu da kuran Humbaracı Paşa, kendisine yönelik karşıt eylemlerde bulunan Yeniçerilere istinaden ömrü boyunca ordumuzun modernleşmesi için çalışmıştır.

İlk modern itfaiye birimimiz de Fransız kökenli olan Ahmet Paşa tarafından kurulmuştur. Ahmet Paşa’nın esas ismi Louis Favid’dir. I.Abdulhamit döneminde kurulan hızlı topçu birliğimizin de mucidi kişi yabancı kökenli olan Macar asıllı Fransız Generali Baron Tott’dur.

Pek tabiidir ki bu örneklerimizin yakın tarihimize istinaden çoğaltılması kolaydır. Vezir-i Azamlardan, Bakanlarımıza değin birçok önemli görevlerde bulunmuş etnik kökeni farklı kişiler hem toplumumuza hem de devletimize esaslı katkılarda bulunmuşlardır. Tarihimizin köklü sayfalarında kendilerine yer edinen bu kişiler, öğrenim hayatımızın her safhasında karşımıza çıkmaktadır. Böylelikle o kişiler de artık bizden, içimizden, toplumumuza ait fertler olmuşlardır.

Eğitimde Siyasetin Yeri: Yabancı Öğrenciler

Pek tabidir ki Bolu Belediye Başkanı’nın gerek seçim öncesi vermiş olduğu demeçler gerekse de başkanlığı itibari ile yabancı kişilere yönelik gerçekleştirmiş olduğu eylemler toplum bütünlüğü ve huzura zarar vermektedir. Tüm bunların hasebinde kendi yaşam mücadelesini sürdürmek maksadıyla Bolu’da olan yabancılara olduğu gibi, Bolu ilinde yükseköğretimlerine devam etmekte olan yabancı öğrencilerimizi derinden etkilemiştir. Eğitim hakkının bireylerin en temel haklarından olduğunun ve engellenemez bir statüde yer aldığı hususu tüm dünyada benimsenmişken, siyasi bir olayı toplum geneline yansıtmak, bu olaydan eğitim haklarını da dolaylı da olsa zarar görmelerini sağlamak insanlık haklarına yönelik bir gasp girişimi olsa gerek.

Her geçen gün dünya ülkelerinde artmakta olan yabancı sayısı, bölge halkarının bir kısmında yabancı korkusunun oluşmasına, din ve ırk farkından dolayı meydana gelen endişelenmenin artmasına, yabancı düşmanlığının gelişmesine yönelik durumları gün yüzüne çıkarmaktadır. Ülkemize iştirak etmiş olan yabancıların ve beraberindeki yabancı uyruklu öğrencilerin kültürel, etnik, dil; değer ve inanç yönünden taşımış oldukları farklılık toplumumuzun bir kısmında kendilerine karşı mesafeli olunmasını sağlamakta, bir kısmında ise yabancı karşıtlığı şeklinde gerek bilinçsel gerekse de bu karşıtlığı eyleme dökebilecek bir şekilde tezahür bulmaktadır. Pek tabidir ki, kişilerin ortak bir paydada buluşamadığı kişilere yönelik temkinli yaklaşımları yadırganamaz; fakat bu davranışların ırkçılık ve nefret söylemlerine bürünüp, vücut değiştirmesi insani bir durum olarak da karşılanması talep edilemez.

Devletimiz, eğitim programlarında yabancı uyruklu öğrencilere yer vermiş ve onlara da ülkemizde kendi öğrencilerimiz ile birlikte eş düzeyde eğitim alma hakkını tanımışken, eğitim hakkına kısıtlama getirmemiş ve politikalarında yabancı öğrencilere yönelik adımlar atmış, yükseköğretimde uluslararasılaşma konusu üzerinde ehemmiyetle duruyorken, toplumu gerek yabancılara gerekse de yabancı asıllı öğrencilerimize yönelik dolduruşa getirmek pek aklı selim bir hareket olmasa gerek. Bolu Belediye Başkanı’nın dile getirmiş olduğu sözler, en nihayetinde siyasi bir nitelik taşımaktadır.

Bolu’da ikamet etmekte olan, eğitimlerini tamamlayabilmek adına Bolu ilimize iştirak etmiş ve orada hayatlarını sürdüren yabancı uyruklu öğrencilerimizi de kapsamaktadır. Yabancı öğrencilerin dünyanın her coğrafyasında kısmen de olsa karşılaşmış oldukları ayrımcılık ve topluma entegre olamama problemi, bizlerin yani ülkemizin kaybına olacakken, bu tür söylemler en başta bulundukları yörenin kültürüne adapte olup eğitimlerine devam etmek isteyen yabancı öğrencilerimize psikolojik olarak zarar verecek, uyum süreçlerini zorlaştıracak; korku ile karşı karşıya olma durumlarını gün yüzüne getirecektir.

Başkanın siyasi mahiyet taşıyan sözleri, Bolu’da yaşayan yabancı uyruklu öğrencilerimizi etkileyeceği gibi, bu öğrencilerimizin iletişimde oldukları diğer yabancı uyruklu kişilerin de etkilenmesini sağlayacak olduğu, ülkemiz hakkında ön yargıya sahip olmalarına sebebiyet verecek; eğiti ve öğretim hayatlarını zorlaştıracaktır. Tüm bu dile getirmiş olduklarımızın yanı sıra başkanın söylem ve eylemleri de bizatihi olarak eğitim hakkını dolaylı bir yönden etkilemekte ve eğitim hakkının engellenmesini, yabancı öğrencilerimizin eğitim hayatına ket vurulmasını sağlamaktadır. Ülkemizin sosyal, kültürel ve iktisadi anlamda kalkınmasına katkı sağlayacak, teknolojik entegrasyonumuzun mihenk taşları olacak olan yabancı öğrencilerimizi de kapsayan bu söylemler en nihayetin ülkemizin zararına yönelik bir seyir taşımaktadır.

Peki başkan siyasi söylemlerinin ucunun eğitime de dokunduğunu bilmekte midir? Eşitlik ve özgürlükten bahsederken bu kavramların mahiyetini ve içerdiği anlamın niteliğini bilmek ehemmiyet arz etmektedir. Eşitlik ve özgürlüğü savunmak, savunan kişinin omuzlarına da bir yük bırakmakta, bilinçli olarak hareket etmesini gerektirmektedir. Siyasi nitelikteki söylemleri ile eğitimdeki ‘eşitlik’ kavramını da hiçe sayan başkan, bir nevi kendisi ile çelişmekte değil midir? Eğitimdeki eşitliğin önüne ket vuran bu söylemlerle birlikte, hali hazırda kısmen de olsa ırkçılık ve ayrımcılık ile mücadele etmekle beraber, iktisadi kaygıları da sırtlanmış olan yabancı uyruklu öğrencilerimiz haliyle bu söylemlerden olumlu bir şekilde etkilenmeyeceklerdir. Bu hususun neticesinde de ülkemizin yönetmelik ve politikalarıyla desteklemekte olduğu yükseköğretimde uluslararasılaşma olgusu da pozitif olarak etkilenmemiş olacaktır.

Hukukumuzda yer edinmiş olan ‘Kazanılmış Hak’ kavramı, uygulamada kazanılmış hakkı meydana getiren işlem deneyimi, idare ve idare edilenlerin arasındaki husus ve ilişkilerden denge kurmaya yarayan bir kavram şeklinde tezahür etmiştir. Başkan bu söylemleri ile eğitim hakkını elde etmiş, ülkemize ve Bolu ilimizie yükseköğretimlerini tamamlamak gayesi ile gelmiş olan uluslararası öğrencilerimize yönelik de hukuki olarak bir beis altına girmemiş midir? Kaldı ki başkan, söylemleri neticesinde mevcut potansiyel taşıyan uluslararası öğrencilere yönelik de ülkemiz lehine adım atmış bulunmaktadır. Peki bu söylemlerin yaratmış ve yaratacak olduğu olumsuz durumun, yabancı vatandaşlarımızın ve uluslararası öğrencilerimizin nezdindeki etkilerinin mahiyeti hiç mi düşünülmemiştir? Eşitlik ve özgürlükten bahsedip, daha iyi bir Türkiye için söylemlerde bulunan kişilerin yahut grupların yapmış oldukları eylemler ile söylemlerini bir kefeye; ‘Eşitlik ve Özgürlük’ kavramlarını ise diğer kefeye koyacak olursa ‘Mizan’ eşit mi gelecek; yoksa şaşacak mıdır?

    Belirli Gün ve Haftalar

  • Bu hafta Camiiler Haftası
  • Bu gün Hayvanları Koruma Günü
  • Bu gün Dünya Mimarlık Günü
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.