yükseköğretimuluslararasılaşmaüniversiteYÖKuluslararası öğrenciyabancı öğrenciyugevdarulfunun
DOLAR
18,5872
EURO
18,5488
ALTIN
1.030,55
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
19°C
Ankara
19°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

Prof. Dr. Ali Güneş

1991 yılında Ankara-Türkiye Hacettepe Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Bir süre Ankara'da Türk Telekomünikasyon şirketinde tercüman olarak çalıştı. Akademik kariyerine 1993 yılında Kars Kafkas Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak başladı. Daha sonra lisansüstü çalışmaları için İngiltere’ye gitti. 1994 yılın da İngiltere’de Dundee Üniversitesinde “The Use of Modern Symbols in Virginia Woolf’s To the Lighthouse” tezini üstün başarı ile tamamladı. Aynı yıl Dundee Üniversitesi'nde doktora çalışmasına başladı ve daha sonra danışmanı ile birlikte Liverpool John Moores Üniversitesine gitti. Doktora derecesini 1999 yılında ““Virginia Woolf’s Conception of the Subject: Modernist Fluidity or Romantic Visionary?” başlıklı tezi ile kazandı. 1999 yılında Kafkas Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki görevine geri döndü. 200 yılında Yardımcı Doçent olan Ali Güneş, 2007 yılına kadar aynı üniversitede çalıştı. Eylül 2007'de istifa etti ve Doç. Dr. olarak Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna’da bulunan Uluslararası Saraybosna Üniversitesinde çalışmaya başladı. Önce İngiliz Dili ve Edebiyatı Programı Koordinatörü, ardından Mart 2008-Ocak 2011 tarihleri arasında Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. Daha sonra 2010 yılında Karabük Üniversitesinde çalışmaya başladı. 2012 yılında profesörlük unvanına yükseltti. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde İngiliz edebiyatı dersi vermenin yanında 2014-2018 yılları arasında Karabük Üniversitesi'nde rektör yardımcılığı yaptı. Temmuz 2018'de Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nde profesör olarak geçti. Halen, aynı üniversitede Yabancı Diller Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.Üniversitelerarası Kurul Doçentlik Sınav Komisyonu Üyeliği, Üniversitelerarası Kurul üyeliği, Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu Üyeliği, Tübitak Danışma Kurulu ve YÖK Denklik Birimi Filoloji alanında yürütücü olarak ta görev yapmaktadır.İlgi alanlar, romantik ve modern İngiliz edebiyatı, edebiyat eleştirisi, kadın ve kültür çalışmaları olup bu alanda çok sayıda bildiri, makale ve gazete yazıları bulunmaktadır. Ayrıca, bu alanlarla ilgilide Medikal Pasajlar ve Sözlük (2002), Medeniyetin Karanlık sayfaları (2007) ve İngiliz Edebiyatında Modernizm (2012) adlı 3 kitabı bulunmaktadır. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

    Türk Yükseköğretimi ve korona Virüsü Salgınının Sağladığı Fırsatlar

    2019 Aralık ayının sonlarına doğru Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Korona Virüs (COVID-19) salgını, kısa bir süre içinde neredeyse bütün dünya ülkelerini etkisi altına alarak hayatı birçok yönü ile olumsuz şekilde etkiledi ve etkilemeye de devam etmektedir. Milyonlarca insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan bulaşıcı hastalığa yakalanarak ciddi sağlık sorunları yaşadı, ülkelerin çoğunda sağlık harcamaları yükselirken, bazı ülkelerinde sağlık sistemleri adeta çöktü, dünya genelinde ekonomik yapı bozuldu, birçok insan işini kaybetti ve insanların çoğunun ciddi şekilde psikolojisi bozuldu. Hayatın mümkün olan en kısa sürede tekrar normale dönmesi için devletler gerekli tedbirleri almaya çalışırken, aşı çalışmaları da tüm hızıyla devam etmekte ve ülkelerin çoğu aşılama sürecinde de belli bir noktaya gelmiş durumdalar.

    Salgından etkilenen en önemli alanlardan birisi de eğitimdir. Bütün dünya, eğitim-öğretimi sekteye uğratmadan nasıl yürütebileceklerinin derdine düştüler. Teknoloji, özellikle de dijital teknoloji can simidi oldu. Bu yazımda korona virüs salgının onca olumsuz etkilerine rağmen özellikle Türk Yükseköğretiminde bazı olumlu gelişmelere de olduğunu, yeni paradigma değişikliğine olan ihtiyacı hızlandırdığını tartışmak istiyorum.
    Türkiye’de korona virüs salgının başlamasıyla birlikle Yükseköğretiminde hızlı değişim yaşandı. Salgının bulaşıcılığını önlemek için, yüz yüze yapılan geleneksel eğitim modelinden çevrimiçi/uzaktan (Online) eğitim modeline ani bir geçiş oldu. Birkaç üniversite hali hazırda uzaktan eğitim modelini kullanıyor olmasına rağmen, Türk Yükseköğretiminde genel olarak çevrimiçi/uzaktan (Online) eğitim modeli yaygın değildi. Salgının giderek yayılması ve toplum genelinde genişlemesi nedeniyle üniversiteler, akademik çalışmalarını aksatmamak, eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmek ve öğrencilerin eğitim-öğretimlerini sekteye uğratmamak için ivedilikle teknik altyapılarını geliştirmeye ve çevrimiçi ders planlamalarını yapmaya başladılar. Ayrıca, bu yeni durum birçok Türk akademisyenin dijital teknolojiyi nasıl kullanacaklarını, dijital ortam nasıl içerik hazırlayacakları ve öğrencilerle nasıl iletişim kuracakları noktasında önemli tecrübe kazanımına fırsat sağladı. Bu durum, Yükseköğretiminde kurumların hem sınıf içinde yüz yüze hem de çevrimiçi ders verebilecek nitelikli öğretim üyesi talebiyle baş edebilmek için daha teknoloji dostu akademik personel istihdam etmeye çalışması anlamında Türkiye’deki üniversitelerde istihdam stratejisinde bir değişikliği yol açabilir. Türk üniversitelerinin çevrimiçi ders içeriği hazırlamada iyi olan, öğrencilerin sorularını yanıtlamak için her zaman hazır olan ve öğrencilerine sürekli olarak yeni materyaller sağlayan akademisyenleri işe alma olasılığı daha yükselecektir.

    Korona salgınının sağladığı diğer bir fayda ve paradigma değişikliği ise, “öğretmen” merkezli eğitim-öğretimden “öğrenci” merkezli eğitim-öğretime geçişte olmuştur. Türk Yükseköğretimin uzun bir süredir Bologna Süreci doğrultusunda bu uygulamayı pratiğe dökerek başarmaya çalışıyordu. Ancak kökleşmiş eğitim sistemi, öğretim alışkanlıkları ve kültürden vazgeçmek kolay bir iş değildi. Salgın bir fırsat oldu. Öğretmen merkezli eğitimde, öğretmen sınıf içi her türlü aktivite ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin merkezi durumundadır. Vermiş olduğu dersler ilgili olarak tüm planlamayı ve materyal seçimini kendisi yapar. Dersle ilgili her şeyi bildiği farz edilir. Fildişi kulesi konumunda olup öğrencilerle arasında ciddi bir mesafe vardır. Erişilmez konumdadır. Bazen belirli bölümleri öğrencilere dikte ettir bazen de sadece PowerPoint sunumunu okuyarak tek yönlü bir öğretim modeli yürütür. Öğrenciler, genellikle pasif, sessiz ve dinleyici olup eğitim-öğretim süreçlerine katılma imkânları yoktur. Dolaysıyla, eğitim-öğretim monolog şeklinde yapılır. Böyle bir sistemde öğrenciler genellikle kendilerine verilen notları veya bölümleri ezberler ve arkasında da sınava girerler. Sonuçta, bu eğitim-öğretim modeli, ezberci olup öğrencinin eleştirel ve analitik düşünme becerilerinin gelişmesine imkân sağlamaz.

    Korona salgınının sağladığı diğer bir fayda ve paradigma değişikliği ise, “öğretmen” merkezli eğitim-öğretimden “öğrenci” merkezli eğitim-öğretime geçişte olmuştur. Türk Yükseköğretimin uzun bir süredir Bologna Süreci doğrultusunda bu uygulamayı pratiğe dökerek başarmaya çalışıyordu. Ancak kökleşmiş eğitim sistemi, öğretim alışkanlıkları ve kültürden vazgeçmek kolay bir iş değildi. Salgın bir fırsat oldu. Öğretmen merkezli eğitimde, öğretmen sınıf içi her türlü aktivite ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin merkezi durumundadır. Vermiş olduğu dersler ilgili olarak tüm planlamayı ve materyal seçimini kendisi yapar. Dersle ilgili her şeyi bildiği farz edilir. Fildişi kulesi konumunda olup öğrencilerle arasında ciddi bir mesafe vardır. Erişilmez konumdadır. Bazen belirli bölümleri öğrencilere dikte ettir bazen de sadece PowerPoint sunumunu okuyarak tek yönlü bir öğretim modeli yürütür. Öğrenciler, genellikle pasif, sessiz ve dinleyici olup eğitim-öğretim süreçlerine katılma imkânları yoktur. Dolaysıyla, eğitim-öğretim monolog şeklinde yapılır. Böyle bir sistemde öğrenciler genellikle kendilerine verilen notları veya bölümleri ezberler ve arkasında da sınava girerler. Sonuçta, bu eğitim-öğretim modeli, ezberci olup öğrencinin eleştirel ve analitik düşünme becerilerinin gelişmesine imkân sağlamaz.
    Öğrenci merkezli sistemde ise öğretmen sadece bir kolaylaştırıcı, yol gösterici ve rehber konumundadır. Öğretmen, sadece çevrimiçi ders vermekle kalmaz, aynı zamanda öğrencilere ödevler verir, araştırma yapmalarını ister, ödev yapmalarını ve ödevlerini yazmaları için onları teşvik eder, sürekli geri dönütler vererek eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine, eleştirel ve analitik düşünme becerilerinin ilerlemesine imkân sağlar. Öğretmen, bu süreçte öğrencilerine yardım eder, çalışmalarında yol gösterir ve rehber olur, her zaman iletişim halindedir, sürekli ödevlerini kontrol eder, geri bildirim verir ve yorumlar yapar. Her ne kadar bazı öğrenciler, bu yeni durumdan şikâyetçi olsalar da, dolaylı olarak ve bazen de farkında olmadan öğrencilerin yaratıcı olmalarına, eleştirel ve analitik düşünme yeteneklerini geliştirmesine yardım eder. Örneğin, salgın döneminde çevrimiçi derslerde kendi öğrencilerimin, yavaş yavaş araştırma yapmayı, araştırma bulgularını ve fikirlerini nasıl organize edeceklerini, belirli konularla ilgili görüşlerini formüle edebildiklerini, cümleler kurduklarını ve bunları yazılı hale getirebildiklerini fark ettim. Çevrimiçi modelde eğitim-öğretim sürecinin yavaş ve zor olabileceği aşikârdır. Bir nevi fiziksel ve zihinsel egzersizdir, ancak Türk öğrencilerinin alışkanlıklarının değiştirebileceğini fark ettim. Sonunda zihinsel gelişim, yaratıcılık, eleştirel-analitik düşünme, yenilikçilik, iletişim, duygusal zekâ ve problem çözebilme yetenekleri gibi sosyal (teknik olmayan/sosyal) beceriler gelişebilmektedir. Aslında bu beceriler, işverenlerin 21. yüzyıl mezunlardan giderek daha fazla talep ettiği becerilerdir.
    Buna ilaveten, korona virüs salgını “Hayat Boyu Öğrenme” alanında da yeni açılımlar sağlayarak yaşam boyu öğrenme süreçlerine daha fazla katkıda bulunabilir. Bu sürecin bir parçası olarak, çevrimiçi modelden üç grup insan yararlanabilir. İlk grupta, hâlihazırda lisans derecesi almış ve şu anda çalışan ancak eğitimlerine devam etmek, bireysel ve mesleki gelişimlerini daha da ilerletmek isteyen kişiler bu olanaktan istifade edebilir. Özellikle akşamları ve hafta sonları yapılacak çevrimiçi dersler, etkinlikler, program ve atölye çalışmalarıyla bu amaç yerine getirilebilir. İkinci grupta, normal koşullarda örgün bir üniversite eğitimi alma şansı olmayan, ancak öğrenme arzusu güçlü olan engelliler yer alabilir. Böylece, eğitimde eşitlik ve adalet ilkesi sağlanarak toplumun bütüncül olarak eğitim-öğretim sürecinden geçmesine olanak sağlanmış olabilir. Üçüncü grupta ise ömür boyu süren eğitim-öğrenme arzularını yerine getirmek, özgüven ve motivasyon duygusunu geliştirmek ve daha pro-aktif olmak gibi çeşitli nedenlerle yaşam boyu eğitimine devam etmek isteyen yaşlı insanlar da bu yeni durumdan istifade edebilir. Birkaç üniversitesi bu tür insan gruplarına yardım etmek için çevrimiçi sistemi kullandı ise de tüm üniversitelerde yaygın bir uygulama değildi.
    Korona virüs salgınının neden olduğu çevrimiçi öğretimin yaygınlaşması durumunda, Yükseköğretim Kurulu (YÖK)’nun yönetmeliklerinde değişiklik yapması ve bu gelişmelere kendisini uyarlaması gerekilmektedir. Yukarda belirtilen üç grup insana ulaşmak, taleplerine cevap vermek ve imkânlardan yararlandırmak sadece üniversitelerin kendi işlemlerini yapmalarına yardımcı olmakla kalmayacak, ayrıca yükseköğretimde ulaşılabilirlik daha da yaygınlaşacaktır. Böylece üniversiteler, sadece hayat boyu öğrenme talebine değil, aynı zamanda yeni eğitim-öğretim paradigmasına da daha duyarlı hale gelebileceklerdir.
    Son olarak, Korona virüs salgınının sebep olduğu çevrimiçi eğitime yönelik paradigma değişikliği Türk Yükseköğretim sisteminin uluslararasılaşma sürecine daha da katkıda sağlayabilir. Örneğin, çevrimiçi eğitim-öğretim, dünya çapında tanınmış üniversiteler gibi Türk üniversitelerinin lisans ve yüksek lisans düzeyinde uluslararası çevrimiçi programlar başlatmalarına yardımcı olabilir, dünyanın herhangi bir yerindeki öğrencilere zaman ve mekân kısıtlaması olmadan eğitime ulaşımı sağlanabilir. Bu da Türk üniversitelerinin küresel görünümüne, kalitesine ve tanınırlığının artırmasına katkı sağlayabilecektir.
    Ayrıca, Türk Üniversiteleri ve akademik personel, dünyanın başka yerlerindeki diğer üniversitelerin yaptıkları çalışmalara ve eğim modellerine uyumlu hale gelmek için gayret göstermelerine sebep olabilir. Kısaca, üniversiteler teknik altyapılarını, akademik kapasitelerini ve olanaklarını daha da geliştirmenin yanında akademik personellerinin uluslararası öğrencilere eğitim vermek üzere yurt dışındaki üniversitelerin vermiş olduğu dersler aracılığı ile başta İngilizce olmak üzere yabancı dil yeterliliklerini artırabilir.
    Çevrimiçi eğitim-öğretim, Türk Üniversiteleri, üniversiteler fiziksel olarak bulunmalarına gerek kalmadan önde gelen uluslararası akademisyenlere kapılarını açmalarına, bilgi ve tecrübe paylaşımına yardımcı olabilir. Böylece, üniversiteler, öğrencilerine ders verebilecek ve Türk Yükseköğreniminden yararlanabilecek birçok tanınmış akademisyenin bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak Türk üniversitelerinin sınırlarımızın ötesinde neler olup bittiğinden haberdar olmasına fırsat sağlayabilir. Türk üniversiteleri, araştırma kapasitelerini ve kapılarını diğer uluslararası üniversitelere ve akademik personele açarak daha fazla ortak araştırma projesi yapabilme ve daha fazla uluslararası akademik personel değişimine olanak sağlayabilir. Aynı şekilde önemli bir nokta ise, Türk öğrencileri uluslararası akademisyenlerle tanışma fırsatı bulabilecekler, bu tanışma sonucunda akademisyenlerin ülkelerinde iş bulma şanslarını artırabileceklerdir.
    Sonuç olarak, Korona virüs salgını genel olarak bakıldığında hayatımızı birçok yönden olumsuz şekilde derinden etkilediği kaçınılmazdır. Eğitim-öğretim de bunlardan birisidir. Ancak, salgın şartları, Türk üniversitelerini daha farklı bir çalışma yöntemi geliştirmeye ve kriz şartlarının sebep olduğu olumsuz durumdan çıkmak için yeni eğitim-öğretim modellemeleri tasarlamaya zorlamıştır. Bu nedenle, salgın Türk Yükseköğretimi için de bir fırsata dönüşebilir.

    YAZI ARASI REKLAM ALANI

      Belirli Gün ve Haftalar

    • Bu hafta Camiiler Haftası
    • Bu gün Hayvanları Koruma Günü
    • Bu gün Dünya Mimarlık Günü
    REKLAM ALANI
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.