yükseköğretimuluslararasılaşmaüniversiteYÖKuluslararası öğrenciyabancı öğrenciyugevdarulfunun
DOLAR
18,5872
EURO
18,5488
ALTIN
1.030,55
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
19°C
Ankara
19°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C

Gıyaseddin Haznevi

YUGEV- Yükseköğretimde Uluslararasılaşma ve Geliştirme Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı

    Başkandan II

    Türk yükseköğretimine katkıda bulunmak, Türk yükseköğretimini uluslararasılaştırmak ve geliştirmek amacıyla çıktığımız bu yolda

    Türk yükseköğretimine katkıda bulunmak, Türk yükseköğretimini uluslararasılaştırmak ve geliştirmek amacıyla çıktığımız bu yolda yayın hayatına kazandırdığımız Dârülfünun Yükseköğretim dergisi meyvelerini vermeye devam ediyor.
    Bir dergi yayımlamak başta çok kolay bir iş gibi görünebilir ancak belirlediği yüce hedeflere ulaşacak ve içeriğini bu noktada zenginleştirecek bir yayın oluşturmak için durmadan çalışmak hayli meşakkatli bir iştir. Hele ki hedefleriniz Türkiye gibi rakipleri tarafından yakından takip edilen bir ülkenin yükseköğretimini uluslararası standartlara erişmesi ve Türkiye’nin tüm dünyaya tanıtımı ise işler çok daha zor bir hale gelir çünkü bu zorlukları aşmak, dikkat ve hikmet gerektirir. Darülfünun dergisi açık erişimli bir dergi olma özelliğini de koruyarak, seçkin indekslerde yer almaya yönelik altyapısı ile yayın hayatına girmiştir. Yükseköğretimin yapısı, güncel durumlar, sorunlar, çözüm önerileri, yükseköğretimle ilişkili eğitim, politikalar, istatistikler gibi konulara dergi kapsamında yer verilmektedir. Karşılaştığımız tüm zorluklara rağmen daha fazla çalışarak ürünlerimizi ve onların niteliklerini arttırmak, yükseköğretimde uluslararasılaşmaya destek vermek ve 2030’a kadar 500 bini aşkın yeni misafir öğrenciyi Türkiye’ye kazandırmak öncelikli hedeflerimizdir. Bu anlamda, Türk yükseköğretimini dünyaya tanıtmakla ilgili 4 farklı dil ile 50 ülkeye gönderimi yapılacak olan “Journal of Campus in Turkey” adlı dergimizi de yayın hayatına kazandırıyoruz. Hedeflerimiz ve motivasyonumuz yüksek. Hedeflerimiz, YÖK başta olmak üzere yükseköğretim ile ilgili kurum ve kuruluşun desteklerini esirgememesiyle kolayca ve şeffaflıkla gerçekleştirilebilecek hedeflerdir ve bu hedeflerin gerçekleşmesinin ülkemize ulusal ve küresel düzeyde ciddi katkılar sağlayacağı aşikârdır. Bugüne kadar hiçbir yardım talep etmeden, iyi niyetimizle ve yüce Allah’ın yardımlarıyla Türkiye’ye karşı sorumluluklarımız ile sevdamızı harmanlayarak bu işe kaliteli, sağlıklı ve güvenli adımlarla çıktık.

    Bilimsel çalışmalarıyla desteğini esirgemeyen tüm dostlara gönülden teşekkür ederiz. Bu dostlarla, Türkiye’ye gönül vermek, ulusal menfaatleri kişisel menfaatlerin üstünde tutmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin şanını yüceltmek ve ay yıldızlı bayrağımızı her yerde dalgalandırmak için çaba sarf etmek noktasında aynı vizyonla bir araya geldik.”
    Bu ülkenin havasıyla, suyuyla hayatımıza devam ederken bu ülkeye katkı sağlamak ve daha ileriye taşımak her bir vatandaşın görevidir. Devlet başkanımızın 20 yıldır gece gündüz demeden, yorgunluğa ve hastalığa boyun eğmeden bu ülkenin büyümesi ve gelişmesi için çalıştığını idrak ederek; bürokratlarımızın, üniversitelerdeki yönetimlerin, eğitim kurumlarının başındaki değerli yöneticilerin başta olmak üzere tüm vatandaşların bu çalışma şevk ve gayretini örnek alarak üzerine düşeni yapması gerektiğine inanıyorum.
    İnisiyatif almak, üretmek konusunda kurumsal işleyiş içerisinde çekinik tutumlar olabilmekte. Sorumluluk almaktan geri duran bireylerle ya da tek başına daha iyisi için çalışmanın faydasız olacağını düşünen bireylerle yine kurumsal her yapıda karşılaşabilmekteyiz. Biz bu inanışları tamamen reddediyoruz. Çünkü büyük gelişimlerin tek bir hayal ile başlayabileceğine inanıyoruz.

    Gelişmiş ülkelerde yükseköğretim, toplumun gelişmesinde ve kalkınmasında ana role sahip olduğu kabul edilmektedir. Yükseköğretim insan kaynaklarının hazırlanmasına, bilimsel araştırmalar yapılmasına, toplumsallaşma sürecine ve kültür aktarımına katkı sağlayan, öğrencilerin farkındalığının formüle edilmesi ve oluşturulması, topluluğun problemleri ve sorunlarının ele alınması, topluma hizmet edilmesi ve hizmet geliştirilmesi üzerinde çalışan bir camiadır.
    Üniversiteler; devlet hiyerarşisinde yer alan tüm siyasi, ekonomi, sosyal ve hizmet alanlarında görev yapmak üzere yetiştirilmiş insan kaynakları üzerine kurulmuştur. Üniversitelerin tüm devlet kurumlarına bilimsel araştırma ve istişare sağlamak amacıyla görevlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Böylece devletin, topluma sağlam bilimsel temeller üzerinde hizmet etmede daha etkin rol oynayabileceğine inanmaktayız. Bunun en çarpıcı örneğini pandemi sürecinde gözlemlemiş bulunuyoruz. COVID-19 salgını, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere dünyadaki bütün hükümetlerin, devletlerin ve toplumların bilimsel salgın tehdidine karşı bilim kurullarına ihtiyaç duyulduğunu kanıtlamıştır. Bu durum Türkiye’deki yükseköğretim felsefesinin de toplumla ve diğer önde gelen kurumlarla ilişkisinin yeniden gözden geçirmesi gerektiğini göstermiştir.

    Dünyanın her yerinde yükseköğretim ve eğitim kurumları ait olduğu ülkenin kalbi gibidir ve ülkelerin tüm hayati organlarını besler. Dolayısıyla, yükseköğretim kurumlarının akademik tecrübesi ve donanımıyla; devlete ve topluma hizmet etmedeki rolünü ifa edebilmesi için bütün bakanlık ve resmî kurumlarla sürekli istişare halinde olması gerekir. Buna rağmen, YÖK bakanlar kurulunda fiili temsili olmayan tek kurumdur. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde yükseköğretim, Milli Eğitim Bakanlığı veya Yüksek Öğretim Bakanlığı adı altında yürütülmektedir. Öte yandan, Türkiye’nin en önemli birimleri olan üniversiteleri, bilim insanları ve milyonlarca öğrenciyi barındıran yükseköğretim halen 1980 yılına dayanan bir kanunla yürütülmektedir. Askeri darbe zihniyeti yetmiyormuş gibi üstüne bir de sinsi bir virüs gibi vücudumuzda yayılarak hareket eden ve kalbimizi sekteye uğratmaya çalışan, şeytanın kitabından başka hiçbir kitaptan feyz almayan ve1400 yıl önceki komplosundan ilham alan, Abdullah bin Saba’nın torunları olan, eskiden Osmanlı Devletini ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıdan vurmaya gücü yetmediği için içerden vurmaya çalışan fetö canilerine ve ikinci Ebu Museylime’nin askerlerine bir kez daha lanet okurken; 40 yılda eğitimin bütün aşmalarında özellikle de yükseköğretim camiasında üstünlük sağlamak için kendi sistemlerini inşa etmeye çalışan bu lanetli terör örgütünün yarattığı tahribatın belirlenmesi ve gerekli revizyonların yapılması bu kutsal camiaya nefes aldıracaktır.
    Bu sebeplerle, Yükseköğretimin yeniden yapılandırılması en acil ve en önemli konudur. İlk olarak çoğu dünya ülkesinde olduğu gibi yükseköğretim bakanlığının kurulması gerekmektedir. Bu bakanlığın, bütün bakanlıkların ihtiyaç duyduğu bilimsel desteğin verilmesinden ve bütün bakanlıkların kendi alanında bilim kurulunun oluşturulmasından sorumlu olması tam isabet olur.

    YAZI ARASI REKLAM ALANI

    Yükseköğretimin en önemli sorunlarından biri de sözde vakıf üniversiteleridir. Her ne kadar vakıf adı ile kursalar da bu üniversitelerin gerçekte özel üniversiteler olduğu aşikâr bir durumdur ve her üniversitenin bir sahibi vardır. Devlet, bu kurumların yükünden kurtulmalı ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel okullarda olduğu gibi özel üniversitelerin de mevcut haliyle YÖK veya ilgili kuruma karşı benzer statüde bağlı olması gerekmektedir. Mevcut veya yeni kurulacak olan özel üniversitelerin iktisadi işletme gibi düşünülerek vergilendirme konusunda herhangi bir şirket gibi değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Uluslararasılaşma konusunda Türk yükseköğretiminin imajını zedeleyen bazı durumların olduğunu görmek bizi derinden yaralamaktadır. Özellikle de deneme sınavları gibi hiçbir ciddiyeti olmadan yüzlerce kez yapılan yabancı öğrenci sınavları adeta misafir öğrencilerin yerleştirme karmaşasına dönüşmüş ve tehlikeli bir yola girmiştir. Bununla birlikte geçmiş yıllarda harç fiyatları serbest kalması amacıyla yaptığımız çalışmalardaki gayemiz belli bir harç politikasının üretilmesiydi; ancak bazı üniversitelerimiz belki haklı nedenlerle fiyatlarda yükseltmeye gitmiş ve bu durum misafir öğrencileri çekme hedeflerimize zarar vermiştir.
    Üniversitelerimizin misafir öğrenciler için çekim merkezi haline getirilmesi ve bunun üzerinde çalışılması gerekmekte ve bu doğrultuda hareket edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda misafir öğrenciler için Türkiye’nin çekim merkezi haline getirilmesi hedeflerinin çok yönlü olarak belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    İhtiyacımız olan bir diğer konu ise, proje ve uygulamalı üniversitelerin yaygınlaştırılmasıdır. Bu konuda uygulama üniversiteleriyle ilgili önemli çalışmalar yapılırken, proje üniversitelerinin ihmal edildiğini düşünmekteyiz. Harvard gibi proje üniversitelerinin Türkiye’de de örnek alınması, yaygınlaşması ve hem uygulama hem de proje üniversitelerinin maddi kaynaklarının arttırılmasının ülkemizi yükseköğretim konusunda önemli noktalara taşıyacağına inanıyoruz.

    Takdiri hak eden en önemli adımlardan biri de üniversitelere bağlı teknokentlerin kurulmasıdır. Bu yerleşimler daha aktif hale getirilmeli, bilimsel araştırmalarını üretim ve hizmet sektörlerinin ihtiyaçları ile ilişkilendirilerek geliştirmelidir. Şirketlerin ve endüstriyel kurumların üniversitelerin öğretim kadroları, öğrenciler ve laboratuvarlarla iş birliği yüksek seviyede tutulmalıdır. Ayrıca çeşitli üretim sektörlerinin karşılaştığı sorunlar, gelişmelerini engelleyen faktörler incelenmeli ve çözümler üretebilmek için en uygun mekanizmalar araştırmalıdır.

    Sonuç olarak, yükseköğretim kurumları ülkelerin ve toplumların kalkınmasına katkıda bulunan ve tüm devlet kurumlarıyla iş birliği yapabilecek olan en önemli kurumdur. Yükseköğretim, bilimin geliştirilmesiyle doğrudan ilgilenen bir kurum olduğu kadar aynı zamanda toplumun ekonomisini geliştirebilen, sorunlara çözüm üreten ve ihtiyaç duyulan insan kaynakları ve deneyimleri sağlayabilecek olan bir kurumdur.
    Toplumsal, ekonomik ve bilimsel alanlarda istikrarın sağlanabilmesi, ekonomik, sosyal ve politik sorunların üstesinden gelinebilmesi ancak yükseköğretim ve yükseköğretimin kurumlarında çalışan değerli bilim insanları sayesinde gerçekleşebilir. Türkiye’nin her yerinde -talibulilmi- yani ilim yolundan giden öğrencilerimize eğitim veren her bir bilim insanı değerlidir ve ülkemiz için her biri önem arz etmektedir. Bu değerlerimizi ise en yüksek seviyede muhafaza etmemiz gerekmektedir.

    COVİD-19 ile savaşan beyaz önlüklü ordumuzu yetiştiren bu hocalardır, semalarımızda gururla destan yazan İHA’larımızı uçuran ekibi yetiştiren bu hocalardır, adalet ordumuzun mensupları olan hâkim, savcı ve avukatları yetiştiren bu hocalardır… Bu hocalarımıza ve çalışma alanları olan yükseköğretim kurumlarına gereken maddi ve manevi destek verilmelidir.
    Sözlerimi noktalarken ilkokuldan doktora eğitimine kadar emek veren; karanlıklara meşale, zemheri soğuklarına güneş, cehennem sıcaklarına şebnem olan bütün hocalarımızı saygıyla selamlamaktan mutluluk duyarım.

    Prensip gereği şahsi meseleleri yaptığımız çalışmaların önüne geçirmiyorum ancak bazı kişilerin kirli suda avlanmalarının önüne geçmek ve soru işaretlerini gidermek maksadıyla kendimden bahsetmek mecburiyeti hasıl olmuştur.

    Allah’ın bana ihsan ettiği üç büyük lütuftan dolayı ne kadar şükretsem az olacağından bu üç lütfa asla zarar vermeyeceğime ve her zaman bu yolda faydalı işler yapacağıma dair Allah’a söz vermiştim.

    Bu lütufların birincisi ve en büyüğü İslamiyet’tir: İki kere kucaklaşmış olduğum (biri doğuştan ikincisi ise araştırmadan sonra) İslamiyet, Allah’ın bize lütfettiği Kur’an-ı Kerim’deki emirlerin ve bilimsel öğütlerin ayrıca peygamberimiz tarafından tamamlanmış olması, baki olan ahlaki değerlerinden insanların farklıklarına bakmaksızın insanların saadeti huzur ve refahlarını sağlamak amacı ile göndermiş olmasına kadar her bir detayı benim için başlı başına bir lütuftur.

    İkincisi Türkiye, evet Türkiye’nin her şeyi: diniyle, tarihiyle, coğrafyasıyla, gücüyle Türkiye! Ülkesinin menfaatlerini her şeyin önüne koyan, düşüncesiyle bana güç veren sayın devlet başkanı ile Türkiye! Ait olduğum Türkiye’nin her bir detayı benim için Allah’ın bir lütfudur. Her ne kadar bazı kesimler ailemin Türkiye’ye olan aidiyetini inkâr etse de Türkiye Cumhuriyeti’ne ezelden bağlı olduğumuz için bunun ispatına gerek yoktur. Nitekim suni sınırlar çizilmeden önce ailem, şimdiki Türkiye’nin en kuzeyinde yaşamışlardır. Yani ikinci vatanımız kerhen Suriye olsa da birinci vatanımız Türkiye’dir.
    Üçüncü lütuf ise ailemdir. Ailemin dinimize ve ilme yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı aile büyüklerim ile gurur duyuyor ve onlarla iftihar ediyorum. Bugün bilim, eğitim ve öğretimin gelişmesine yönelik yaptığımız çalışmaların ilham kaynağı ailemdir. Yaptığım çalışmaların ailemin ve aile büyüklerimin hizmetleri ile ilgisinin olmadığını, tamamen ferdi bir çalışma olduğumu ve 1993’den beri Türkiye’de vatandaşlık görevini ifa ettiğimi belirtmek isterim.

      Belirli Gün ve Haftalar

    • Bu hafta Camiiler Haftası
    • Bu gün Hayvanları Koruma Günü
    • Bu gün Dünya Mimarlık Günü
    Yazarın Diğer Yazıları
    29 Haziran 2021 14:59
    REKLAM ALANI
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.